Azbuz Toolbar Video V-kart Profilim Arama Yardım Çıkış Video V-kart Üye girişi Yeni üyelik Arama Yardım Benim de bir sitem olsun Sonraki site Sonraki site Azbuz Toolbar
Buradasınız: Azbuz --> Yesil KORGUN Gazetesi --> Çankırı'nın Manevi Şahsiyetleri [ 1 ]: Astarlızade Mehmed Hilmi Efendi (1876 - 1962)
22 Kasım 2008, Cumartesi
 
<< ANA SAYFA
 
SİTE SAHİBİ
Metin Yılmaz


49
Ankara
Şikayet Et
 
Bu sitede Tüm Azbuz'da
 
SİTE ETİKETLERİ
 
SİTE KATEGORİSİ
Ülkeler ve Şehirler
 
GİRİŞ:
E-posta:
Şifre:
Beni Hatırla
 unuttum
rss link
 
ADnet Reklamları
 
Çankırı'nın Manevi Şahsiyetleri [ 1 ]: Astarlızade Mehmed Hilmi Efendi (1876 - 1962)
"PeygamberlerCenab-ı ALLAH’ın özel olarak seçip bize gönderdiği kutlu kimselerdir. Cenab-ıALLAH, Peygamberleri aracılığı ile emir ve yasaklarını insanlara duyurur.Peygamberlerden sonra dinin nurunu alimler devam ettirirler. Peygamber (sallALLAHualeyhi ve selem )’in kalp ilminden nasibdar olup insanları irşad içinÇankırı’dayetişmiş mürşid-i kamillerden biri de Nakşibendiyye Tarikatı’nın Halidiyye koluşeyhlerinden astarlızade Mehmed Hilmi Efendi’dir."

 

DOĞUMU VE ÇOCUKLUĞU

1876 senesinde Çankırı’da dünyaya geldi. Babasının adı İsmail, annesinin adı Sıddıka’dır. Bilhassa annesi çok müttaki olup, Mehmed Hilmi Efendi Hazretlerinehamile kaldıklarında bir rüya görüyorlar: “rüyada ay yere iniyor.” Bu rüyanıntabirini Yozgatlı bir alime sorduklarında “doğacak çocuğun alim ve evliyadanbir zat olacağını “ söylüyor. Sıddıka hanım bu çocuğa hamile kaldığı sürezarfında evden dışarı çıkmazmış ve hiçbir namahremle görüşmemiştir.

Henüz bebekken gündüzleri annesini emmeyerek oruç tutarlarmış. Üç yaşındanamaza başlamış, beş yaşında Kur’an’ı usulüne göre okumayı öğrenmiş, yediyaşında oruca başlamış, oniki yaşında Kur’an’ı ezberlemiştir. Üç yaşındaykenannesi O’nu sabah namazı camiye bırakır, namaz bitiminde alırmış. Kendileri çokgüzel Kur’an okurlarmış. Nazar değer endişesiyle ailesi dışarıda Kur’anokutmamış ve Kur’an’ı evde ezberlemişlerdir.

Çocukluklarında diğer yaşıtları gibi oyunlar oynamayarak, kendisindenbeklenmeyecek bir olgunlukla hareket ederlermiş. O’nun bu hali annesinin özelilgi ve ihtimamına sebep olmuş. Annesinin de yardımıyla büyük bir gayretle ders çalışırlarmış.

EĞİTİMİ

Babasının manifaturacı dükkanında çalışmakla birlikte babasından gizli olaraksarf ve nahiv ilimlerini öğrenmeye başlamış. Ticaretten çok irfanameraklılarmış. Annesinin de kollamalarıyla Büyük Cami etrafındaki medreselerle Mecbur Efendi Medresesi’ne devam etmiştir.Okuduğu ilimler O’nda mevcut olan boşluğu dolduramamış. Çok sevdiği,evliyaullahtan olan zatların türbelerini ziyaret eder, ruhani bir eğitim almayaçalışırmış. Seydi Köyü’ndeki Hacı Murad-ı Veli Hazretlerinin türbesine her güngiderlermiş. Bu sırada Delail-i Hayrat ve bazı dua ve zikirler için icazetalmış.

Babası ile birlikte İstanbul’a mal almaya gittiklerinde orada tahsil yapmaimkanı bulmuş. İstanbul’da iki sene tıp tahsili yaparak icazet almıştır. Bundanbaşka devrin medreselerinde okutulan Astronomi, Matematik ve Hukuk gibiilimleri öğrenmiş. Tıp tahsilini ilerletirken lisan eğitimine önem vererek Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce gibi dilleri öğrenmiştir. Mehmed HilmiEfendi’nin torunu şu hatırasını anlatır: “ortaokulda iken İngilizce veyaFransızca dillerinden birini seçmek mecburi imiş. Torunu da devrin en yaygındili olan Fransızca’yı değil de İngilizce’yi seçmiş. Üzgün olarak evegeldiğinde dedesi onu teselli ederek İngilizce’nin gelecekte önemli bir dilolacağını söyleyerek ilk dilbilgisi kurallarını da bizzat kendisi öğretmiştir.”Mehmed Hilmi Efendi medrese eğitiminin yanında sohbetlere de katılarak ilminiartırmıştır. Ayrıca kendisi bir hattat olup güzel yazı yazarlardı.

GÖNÜL KİLİDİNİN AÇILMASI

İlim öğrendikçe olgunluğu günden güne artar. O zaman kendisinde okuduğuilimlerle çözülemeyecek bir takım düğümler sezer. Fakat gönül kilidinin açılmazamanı henüz gelmemiştir. Bu gönül yangınına bir de sıla özlemi ekleninceÇankırı’ya döner. Bir müddet Mecbur Efendi Medresesi’ne devam ederek akli venakli ilimlerdeki bilgisini artırıp icazet alır. Zaman zaman eğitim aldığı medreselerdedersler verir. Bir yandan da manevi hayatını zenginleştirmek için azimettenayrılmayarak çeşitli dua ve zikirlerle ruhunu gıdalandırır. Gönlündeki volkanıbir nur seli halinde akıtacak, kendisine ledünn ilminin anahtarlarını verecekbir mürşid-i kamil eli beklemektedir.

Bu arada Nakşi Şeyhi Seydişehirli Hacı Abdullah Efendi’den el almış, SeyyidMuhammed bin Ali Dergahı’na teslim olmuştur. Gönül kilidi burada açılır. Zahiriummanla batıni umman birbirine karışır ve Astarlızade Hilmi Efendi hakikatokyanusu olur. Hilmi Efendi bu dergahta seyr-i sülukunu tamamlar, aynı zamandaşeyhinden hadis ilmini öğrenerek icazet alır. Şeyhi O’na; “benim gözüm seningözün, benim dilim senin dilin, benim elim senin elin… bir posta iki aslansığmaz. Ben Cidde’ye giderek mekan tutayım. Sen burada irşada başla.” Der veCidde’ye doğru hareket eder. Şeyhinin bu hac sırasında ruhunu Halık’ına teslimetmesiyle birlikte dergahını Çankırı’ya Büyük Cami!nin yanına taşır ve buradairşada devam eder.

ŞEMAİLİ

Astarlızade Mehmed Hilmi Efendi’nin görünüşü heybetli, orta boylu, zayıfvücutlu, göğsü genişçe, sakalı uzunca, yüzü buğday renginde, nurlu, alnı geniş,kaşları yay gibi, sesi yüksek, endamı güzel, kadri ali idi.

ÇANKIRI’DAKİ DERGAH

Dergah üç kattan oluşup, en alt katta post vardır. Bu postta devamlı iki dizüzerinde otururlardı. Orta katta mescid ve odalar, üst katta ise erzak deposuvardır. Üç katlı olan bu bina bir bahçe içerisinde olup Büyük Cami’nin doğukapısı tarafındadır.

Dergahın gelirleri; Paşa Köyü’ndeki tarla ve ağaçlardan, Çankırı’daki birmanifaturacı dükkanından ve kiraya verilen bir evden ibaretti. Ailesi veözellikle gelini Paşa Köyü’nde ziraat, hayvancılık, arıcılık ve elma ağacıyetiştirmekle meşgul olurlardı. Kendisi halkın yoğun ziyaretlerinde köydeki bağevine çekilir, zamanın bir bölümünü de elma ağaçlarıyla uğraşarak geçirirdi.Yetiştirdiği bu elma bahçesi çevre köylere örnek olmuş, onların kalkınmalarınayardımcı olmuştur. Kendisi marangozluk, ayakkabı tamiri, çiftçilik vb. birçokzanaatlerden anlayıp tutumlu bir şekilde dergahın faaliyetlerine devam etmesinisağlamıştır.

Kendisini ziyarete gelenlere hayır dualarda bulunurlardı. Gelenlerihoşsohbetlerinden faydalandırarak irşada susamışlara irfan pınarından içirmeklemeşgul olurlardı. Kendisine hediye olarak verilen herşeyi ihtiyaç sahiplerinedağıtmışlardır.

ASKERLİĞİ

Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara’ya çağrılarak duaları istenmiştir. Askerliğinimanevi destek olarak tamamladıktan sonra kendisine hizmet için Çankırı’lıaskerlerden Bekir Usta ve Hacı Ali görevlendirilerek taltif edilmiştir.

AİLE HAYATI

Kırkbeş yaşındayken kendisinden yirmibeş yaş küçük bir hanımla evlenirler.Esasen dergahın işleri için bir hanıma da ihtiyaç vardı. Dergaha kadınziyaretçiler de gelirlerdi. Adeviye isimli bu hanımla evlenmekle muhtemeldedikoduların da önü alınmıştır. Muhittin ve Fatma adında iki çocukları dünyayagelmiştir. Ayrıca dergahın kapısına bırakıldıktan sonra büyüttüğü manevievlatları da vardır.

ASTARLIZADE SOYADI

Kanuni Sultan Süleyman İran seferine (1552) giderken Çankırı’ya uğrar. Herkesbu ziyaretten memnun olarak padişahı ziyarete gelir. Padişah; “beni ziyaretetmeyen kaldı mı?” diye sorar. hacı Ömer isimli bir zatın halvette olduğu içingelmediği söylenir. Padişah; “o zaman biz onu ziyaret edelim.” der. O vakitlerHacı Ömer Efendi bu günkü dergahın bulunduğu yerde küçük bir kulübede tefekkürile meşguldür. Padişah onun huzurunu bozmak istemez. Zatın yüzü ve bedeni beyazbir astar ile örtülüdür. Padişah bu astarlı zatın huzurunu bozmayalım diyerekoraya cami, medrese ve hamam yapılmasını emreder. İşte Ömer Efendi, MehmedHilmi Efendi’nin 450 sene önceki dedesidir. Astarlızade lakabı ve soyadı ondanyadigardır.

ŞEYH ASTARLIZADE MEHMED HİLMİ EFENDİ (Kuddise Sirruhu)
Kendisi sünnet-i seniyyeye tamamı ile bağlı, kemalin en yüksek derecesinde biredep kandili idi. Nakşibendi şeyhlerinden olup Hanefi idi.

Hiçbir zaman tarikat propagandası yapmamışlar ve hiç kimsenin ayağınagitmemişlerdir. Buna rağmen dergah hergün ziyaretçilerle dolup taşmıştır. Huzurunaher seviyeden insanlar, hatta çok yüksek düzeyde devlet yetkilileri gelmiştir.Onlara sevgiyi, hoşgörüyü, insanlığı tavsiye ederek başta namaz olmak üzeredini vecibelerini yapmalarını ve Kur’an’a tamamıyla uymalarını istemiştir.

Mevlana Celaleddin-i Rumi gibi bir insandı. Yunus Emre ve Muhyiddin-i Arabi ensevdiği evliyalardı. Hatta bu yüzden oğlunun adını “Muhittin” koymuştur.Kendileri her an zikirle ve tefekkürle meşgul olurlardı. Zikri de genelliklekalben yaparlardı. Dergahın alt katında bulunan postunda dizüstü otururlardı.Bir gün gelini ile orada bulundukları sırada gelini odada kimseninbulunmadığını ve ayağını uzatabileceğini söyler. O ise hiç kimse olmasabileALLAH’ın kendilerini daima gözlediğini söyler…

Vakit namazlarını dergahta kendisi kıldırırdı. Cuma namazlarını Büyük Cami’dekılardı. Namaz bitiminde halkın elini öpmelerine izin verirdi. Yetimler veyoksullar en çok ilgilendiği kişilerdi. Cuma günü dergaha dönüşte dergahavlusunda metfun anne ve babasının mezarlarını ziyaret ederek dua ederdi.Bilhassa çocukluğunda kendisine büyük yardımları dokunmuş olan annesine çokhayır dualarda bulunurdu.

Şifa arayan bir çok kimse dergahına gelirdi. Samimi bir kalple gelenlerin çokdefa iyileştiği canlı şahitlerle sabittir. Dergaha dışarıdan yardım kabuletmez, kendisine intisab eden müridlerini giydirir, yedirir ve bir iş verirdi.Kendileri çok az yemekle yetinirlerdi. En çok sevdiği şeyler çay ve elma idi.Besinler konusunda şöyle derdi:

Koyun eti kimya,

Bal binbir derde deva,

Limon küçük eczane,

Elma kana deva.

ESERLERİ

Tespit edildiği kadarıyla biri yarım defter olmak üzere değişik boyutlarda,te’lif ya da tercüme ; Arapça, Farsça ve Osmanlıca eserleri yanında bir de onciltlik defter halinde el yazması eseri vardır. Bir kısmının üzerine etiketlelatin harfleriyle isimleri yazılmıştır: “İnsan-ı Kamil Tercümesi”, “Mevlüt”,“Münacaat”, “Her Şeyin Özeti”. Ayrıca çeşitli dua kitaplarının arasında vesayfa kenarlarında yazılmış şerhler (açıklamalar) da mevcuttur.

VEFATI

Vefatından iki ay öncesinden itibaren bir şey yemeyerek içerisinde bir dünyanimeti bırakmamak gayesiyle bir deri bir kemik haline gelecek şekilde kendisinihazırlıyor. Halsiz ve yorgun düşüyor. Bir şey yemediğinden yaşamasının birmucize olduğu doktorlar tarafından söyleniyor. Ancak bir gün yüzü örtülü vegözleri kapalı olduğu halde ağzını oynattığı görülüyor. Hizmetinde bulunangelini Sabiha Hanım, ağzının arasından bakıyor ve görüyor ki ağzında bal var.Kendilerine hiçbir gıda verilmediğini bildiği için gözlerini açtıklarında soruyorve manevi alemce beslendiği müşahade ediliyor. Hastalığı ve halsizliği arttıkçakendisine yerini kimin alacağı soruluyor. O da kendisinin bu halkanın sonuolduğunu, hayatlarıyla mematları (ölümleri) arasında fark olmayacağınısöylüyor. Ruhaniyetlerinin her an tasarruf halinde olacağını hattahayattakinden daha çok tasarruf edeceğini ifade buyuruyorlar.

Vefatlarına sebep olan hastalık sebebiyle beş gün ihvanının yanına çıkamadılar.Nihayet güzel bir ölümle ecel şerbetini içtiklerinde tarih 17 Şubat 1962 idi.Ertesi gün vefat haberi duyulduğunda yer yerinden oynadı. Çankırı nüfusu biranda katmer katmer arttı. Türkiye’nin dört bir yanından insanlar akın akınÇankırı’ya geldi. Askeri erkan da cenaze törenine üst düzeyde katıldı.

Merhumun cenaze namazı o güne kadar görülmemiş bir kalabalıkla Büyük Camiavlusunda kılındı ve Sarıbaba Mezarlığı’na (Fatih Camii karşısına) defnedildi.Kabirleri hergün çok sayıda ziyaretçiler tarafından ziyaret edilmektedir.



Mezar taşında emekli bir hakimin şu mısraları vardır:

Ta rahm-i maderde mahremiyete,

İtina ederdi, bakın hilkate,

Doğunca dünyaya bu pak-i tıynet,

İlimle kemalden aldı hüviyet,

Mürşid-i Kamilin müridi oldu,

Mürşidinden sonra irşada daldı,

Nakşi Tarikatını eyleyen ibka,

“Mehmed Hilmi” bu zat-ı vala,

Bin iki yüz doksan ikide doğdu,

Nefs-i emmareyi temelden kovdu,

Seksen altı sene muammer oldu,

Zevk ile safayı irşadda buldu,

Bu huruf-u tarih-i anı vefatın,

Fatiha ruhuna bu ali zatın.

BUGÜN

Hayatı boyunca hizmetinde bulunan oğlu, gelini ve torunları tarafından dergahişletilmiştir. Özellikle Hilmi Efendi’nin vefatından on yıl sonrasına kadar büyük zorluklarla karşılaşıldı. Paşa Köyü’ndeki tarlalar satılmak pahasına kimseden yardım istenmeden bu günlere gelinmiştir. Oğlu Muhittin Astarlı’nın vefatından sonra bütün yük gelini Sabiha Hanıma kalmıştır.

 

Kategori: Toplum > İnanç Dünyası > İslam
Metin Yılmaz tarafından gönderilen tüm yazılar
Bu yazı 12/07/2008 tarihinde yayınlandı. Metin Yılmaz tarafından 13/08/2008 tarihinde güncellendi. 392 defa görüntülendi.
YORUM BIRAKIN
ETİKETLER
dergah hilmi islam efendi sarıbaba çankırı çerkeş



Bu yazıyı arkadaşına gönder
Kimden : Kime :
Korgun | Çankırı | Ankara | Köye ve Köylüye Dair... | Babamın Yazıları | Yesil KORGUN Gazetesi Ana Sayfa | RSS
© 2006 Azbuz.com. Her hakkı saklıdır. Blog tutmak ve site yapmak için Türkiye'de bir numara.