 Kuraklığın genelde küresel ısınmadan ileri geldiği bilinmektedir.Teknik olarak fosil yakıt, sanayi atıkları, egzoz emisyonun azalması ve oksijen deposu orman yangınlarının atmosfere bıraktığı yoğun Karbondioksit ve Karbon monoksit gazlarının hasıl ettikleri ANTOGONİST bileşimleri olan karbon moleküllü sera gazının güneş ışınlarını bünyesinde tutmasından dolayı havadaki ısının artmış olduğu söylenilmektedir.Daha doğrusu bozulan ekolojik dengede co2 özümlemesini yapan tüm yeşil bitki örtülerinin azalması neticesi havadaki bu yoğun gazların harcanmasına kafi gelmedikleri içindir ki ortamın mevsimlik ısılarında artış görüldüğü malumdur. Türkiye’de senelik toplam yağıştan çok yağışların ekim ve dikim zamanı olan (ilk ve sonbahar) da ki yağış dağılışında azalma ve istikrarsızlar görülüyor. Bu halin daha ziyade orta ve güneydoğu Anadolu da etkili olduğunu biliyoruz. Tarım Bakanlığının %35’in üzerinde mahsul bazı itibariyle zarar gören 35 ilin çiftçilerine kuraklık yardımı yapılacağı medya duyurusudur. Şimdiye kadar yer üstü su varlığımız çok hoyratça kullandığı için maalesef yer altı su kaynaklarının da marjinal sınırlara dayandığı Konya’da ki toprak göçmelerinden anlaşılmaktadır. 1 metrekare ye düşen 1m/m yağış 1 kg. demektir. Normal senelik yağış rejimi Orta Anadolu da azami 400m /m Doğu Karadeniz Rize’de metrekareye 2500 m/m yani metrekareye 2,5 ton yağış oluyor. 2007 senesine göre bu sene biraz daha yağış farkı artı derecede seyretse de arada ki bu ekstrem fark mahsulün düşük verim ve kalitesiz oluşuyla kendini teyit ettiğini görüyoruz. Yaygın olarak Türkiye’nin her tarafı kuraklıktan nasibini aldığı malumun ilamıdır. Su hayattır. Azı sıkıntılı olduğu gibi, disipline edilemediği takdirde çoğu da zarar veriyor. Kaynakların had ve hesabı bilinerek iyi kullanılmalıdır zira; hiçbir kaynak sonsuz değildir. Ziraat üstü açık fabrika olup, sanayide uygulandığı gibi ; garantisi yoktur. Her zaman harici tesirlere maruz kalabilir. Zamanın teknik imkanlarını kullanarak bu risk hallerinin daha aza indirilebileceğine inanıyoruz. Yağış rejimlerinin farklılıkları bazı bölgeler arası afetlerin amili olmakta flora ve fauna dengesizliklerinin erozyona da sebep olduğunu biliyoruz. Toprak ve ekmeğin sun’isi yoktur. 1 milimetrelik toprağın yüz senede oluştuğunu bilenler çok azdır. Her sene erozyondan dolayı Kıbrıs Adası kadar toprak kaybı oluyor, var olan sahadan da kuraklık toprağın beslenme noksanlığı ile hastalıklar, israf ve ¼ yem bitkilerinin rotasyonunun eksikliği gibi bazı menfi nedenlerin olması sebebiyle gereken verim alınamadığında ; MALTHUS nazariyesinin haklı çıktığı görülüyor. Tarım ve sanayi birbirlerinin tamamlayıcısıdırlar. Birine verilen aşırı değer , diğerinin zararına olması eşyanın tabiatı gereğidir. Hava kirliliğinin asıl sebebi , sanayisi gelişen süper devletlerdir. Bunların çoğu da KİYOTO sözleşmesini imza etmemişlerdir. Devlet adamı ileriyi görür ve milletini düşünür. Bu kadar genellemeden sonra Çankırı İli de mezkur kuraklıktan fazlasıyla nasibini almış ve hasat sonu mahsul verimleri bunun canlı misali olmaktadır. Korgun ilçemiz ve civar köylerinde gördüğüm verim düşüklüğünün yanında bilhassa kavak ve özellikle de çamlardaki kurumaların gittikçe yaygınlaştığı ayniyle vakidir.Elbette ürün ambar ve depoya da girse yine de korunması gerekiyor. İlde var olan kurumların çeşitli sebeplerden fizyolojik (beslenme) , Fitopatolojik (Bitki hastalıkları) ve Entomolojik (böcek zararlı) ları nedenlerinden mi halk kanaati olarak yüksek gerilimli elektrik hatları ve baz istasyonlarından mı? İleri gediği Orman Fakültesi ile İşletme Müdürlüğü paralelinde İl Tarım Müdürlükleri tarafından bu ve benzeri arazların adları konulamıyorsa alınan numunelerin merkezdeki ilgi ve bilgisi olan kurumlara intikal ettirilmesi hususunun faydalı olacağı görüş ve kanaatini vatandaş olarak Vilayetin dikkatlerine sunuyorum. Kuraklık baş etken olabilir fakat aspirin her derdin devası değildir. Ayrıca meyve ağaçlarındaki ökseotu (Viscum Album) ile sulu arazilere ekilen kültür bitkilerine zarar veren (Kulli muzirin yuktel) = Muzırın itlafı vaciptir. Dini gerekçeye göre defaetle yazılıp söylenen ve özellikle de şimdiye kadar varlıkları meyanında zararları devam eden Korgun Merkez, Apsarı, Akçavakıf, Karatekin, Kayıçivi, Hıcıp ve Ildızım köylerinde bürokratik engellerle gittikçe sayıları aratan yaban domuzu mücadelesi de akim kalmıştır. Cephe genişlemeden ve problem lokal halde iken çözümün daha kolay olacağı cihetle; ilgi bilgi ve duyarlı dikkatlerin önemli görülen bu toplumun faydasına matuf konulara da konsantre olunması istek ve temennisiyle uygulamaların başarılı geçmesini dilerim. Tahsin YILMAZ Yüksek Ziraat Mühendisi |